Edebiyat, insana ve insanlığa ait bütün hâlleri bünyesinde barındırır. Realitenin önemli bir parçası olan hastalık da kimi zaman yazarın şahsi bir tecrübesinin bir izdüşümü, kimi zaman da yalnızca kurgusal bir öğe olarak edebî metinlerde karşımıza çıkar. Avrupa edebiyatında, eserin trajik boyutunu güçlendirmek, okuyucuda acıma ve ruhsal bir arınma sağlayabilmek amacıyla sıkça ele alınan ölümcül hastalık teması, tarih boyunca değişerek ve dönüşerek karşımıza çıkar. Bu bulaşıcı ve öldürücü amansız hastalıklardan biri olan verem de, 18-19 yy. Avrupa yazılı anlatı geleneğinin adeta ana temlerinden biri hâline gelmiştir. Lakin bu temanın etki alanı Batı edebiyatlarıyla sınırlı kalmayacaktır. Türk modernleşmesinin başlangıcı kabul edilen Tanzimat'la birlikte, Fransız edebiyatının da kuvvetli tesiriyle edebiyatımıza birçok yeni edebî tür ve muhteva girmiştir. Bu edebî türlerin başlıcaları olan roman ve tiyatro, romantik bir duyuşun tezahürü olarak ölümcül hastalık temini çok fazla kullanmıştır. Tanzimat dönemi Türk edebiyatında üzerinde en fazla durulan hastalık hemen hemen tek başına 'verem'dir. Verem temi, birçok eserde asli veyahut tali derecede işlenecek ve zamanla anlatı evrenimizde estetik bir imge hâline dönüşecektir. Bu parçaya göre; I. Yazarın eserinde kendi hayatından izler bulunabildiği II. Veremin Avrupa'daki en öldürücü hastalık olduğu III. Romantizmin etkisiyle verem temasının ön plana çıktığı IV. Türk edebiyatında en çok ele alınan hastalığın verem olduğu yargılarından hangileri yanlıştır?
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I – II – IV
D) II – IV
E) II – III