Her yıl Ağrı Dağı'nda bahar gözünü açtığında, çiçeklerin keskin kokularıyla, renkleriyle, bakır rengi toprakla birlikte Ağrı Dağı'nın güzel, kederli kara gözlü, iri yapılı, çok uzun, ince parmaklı çobanları da kavallarını alıp Küp Gölü'ne gelirler. Kırmızı kayalıkların dibine, bakır toprağın, bin yıllık baharın üstüne kepeneklerini atıp gölün kıyısına otururlar. Daha gün doğmadan Ağrı Dağı'nın harman olmuş yalp yalp yanan yıldızları altında kavallarını bellerinden çıkarıp Ağrı Dağı'nın öfkesini çalmaya başlarlar. Bu, gün doğumundan gün batımına kadar sürer." Yaşar Kemal, böyle yazar Ağrı Dağı Efsanesi'nde; kavalcıların "Bir incecik kavaldan koskoca, kükremiş bir dağ çıkarttıklarını" da. Anadolu insanı yalnızca öfkesini değil, sevincini de; yalnızca hüznünü değil, coşkusunu da müzikle dillendirir binlerce yıldan beri. Öyle ki gelin almaya giden erkek tarafı, kız tarafının sokağına davulcusu zurnacısıyla birlikte girer. Sonrası mı, sonrası eskilerin deyimiyle "Vur patlasın, çal oynasın!" Bu parçanın anlatımında, aşağıdakilerin hangisi yoktur?
A) Deyimlere yer verilmiştir.
B) Alıntı yapılmıştır.
C) Öykülemeye yer verilmiştir.
D) İnsana ait özellikler doğaya aktarılmıştır.
E) Örneklerden yararlanılmıştır.