Zühd kavramı üzerine inşa edilen sufizm, geçici bir süreliğine "bir"den ayrılan "çokluğu" yeniden "bir" ile bir kılmayı amaçlar. Kalbini ve ruhunu terbiye ederek kâmil insan olmaya çalışan sufi, bunun için Tanrı'ya doğru bir yolculuk yapmalıdır. Bu yolculuk, sufi adayının kendini bulmak ya da anlamına ermek için yaptığı bir yolculuktur. Yolcu, bu yolculuğa çıkabilmek için maddeden (dünyadan) geçerek manaya odaklanmalı, bedenin arzularından çok, kalbin ve ruhun arzularına kulak vermelidir. Türk sufizmiyle Tekke-Tasavvuf Edebiyatının Anadolu'da yetiştirdiği önemli isimlerden Yunus Emre de anlam arayışına girişmiş, aradığı anlamı da Tanrı'ya doğru yolculuk yaparak bulmuştur. Yunus Emre'nin anlam arayışında kılavuzluğu Tapduk Emre yapmıştır. Bu parçadan hareketle aşağıdakilerin hangisine ulaşılabilir?
A) Manevi bir kılavuzun önderliğinde yapılan anlam arayışında arzu edilen şey, Tanrı'nın cenneti değil, bizzat Tanrı'nın kendisidir.
B) Gerçek anlama eren derviş, her yerde ve şeyde Tanrı'yı görebilen kişidir.
C) Tanrı ile yakınlaşmak isteyen derviş, gönül yapmalı; gönül koymamalı, kin gütmemeli, vara yoğa öfkelenmemelidir.
D) Hakiki derviş, Tanrı'dan başka varlık olmadığının idrak ve bilincine sahip olduğunda gerçek bilinci bulabilir.
E) Gerçek anlama ermek, dostun bahçesinde gül olup bitmek, bülbül olup ötmek, gül alıp gül satmaktır.