Eleştirmen: (I) ---? Yönetmen: Sinemanın sadece bir "hikâye anlatma" aracı olduğu yanılgısından kurtulmalıyız. Elbette bir olay örgüsü var ancak bu, yalnızca bir iskelet. Asıl mesele, o iskeleti hangi atmosferle giydirdiğinizdir. Işık, ses ve mekân kullanımı, anlatının zihnine bir daha çok şey söyler bazen. İzleyiciyi amaçlıyorum. bilgi değil bir "duygu durumu" ekmeyi amaçlıyorum. Eleştirmen: (II) ---? Yönetmen: Bu çok bıçaksırtı bir denge. Kendi toprağından beslenmeyen bir eserin köksüz kalacağı doğru ancak sadece kendi mahallende seslenirseniz yapıtınızı sınırlandırmış sessizliği Ben Anadolu'nun bir kasabasındaki yalnızlığına anlatırken aslında insanın varoluşsal yalnızlığına değiniyorum. Eğer o yalnızlığı Tokyo'daki veya Paris'teki biri de kendi içinde hissedebiliyorsa o zaman doğru bir iş yapmışım demektir. Bu diyalogda boş bırakılan yerlere aşağıdakilerin hangisi getirilmelidir?
A) (I) Filmlerinizde görselliğin olay örgüsünün önüne geçtiği eleştirilerine ne dersiniz (II) Kültürel ögeleri kullanırken geleneksel formlara bağlılık şart mıdır
B) (I) Sinemadaki teknik unsurların senaryo kadar belirleyici bir gücü var mı (II) Sizce, bir yönetmen yerel temaları işlerken dünya sinemasıyla nasıl bağ kurmalı
C) (I) Bir filmi kalıcı kılan temel unsurun kurgu olduğuna mı inanıyorsunuz (II) Sinemanın evrensel bir dile ulaşabilmesi için yerel değerlerden kopması mı gerekir
D) (I) Sinematografik unsurların işlevini izleyiciyle kurulan bağ üzerinden nasıl açıklarsınız (II) Sanatınızda yerellik ile evrensellik arasındaki ilişkiyi hangi zemin üzerine kuruyorsunuz
E) (I) Son filminizde anlatı yapısını neden soyut bir düzleme çekmeyi seçtiniz (II) Yurt dışındaki başarınızı filmlerinizdeki mekânların egzotik yapısına mı borçlusunuz