Eleştiriye ihtiyacın olmaması, hepimiz için, bütün edebiyat dünyamız için çok ciddi bir sorun. Milan Kundera, "Büyük müzik eserleri nasıl sayısız kere dinlenirse büyük romanlar da tekrar tekrar okunmak için yazılmıştır." diyor. Meraklı okur bunu yapar. Gençlik yıllarında okuduğu bir kitabı aradan 10-20 yıl geçtikten sonra tekrar okuduğunda şaşırır, farklı tepkiler verir. Peki, bir yazar ne yapmalı? Bir yazarı, baş ucu kitapları olmadan düşünemeyiz. "Yeni bir romana başlamadan önce Stendhal'ın Kırmızı ve Siyah'ını okur, ondan sonra yazmaya başlarım." diyen bir yazar gibi. Tüm bu eksikliğin altında insani ve toplumsal nedenler var. Eleştiri sevmeyen insanlarız. Bu toplumun en büyük arızası, eleştiri sevmemek ve öz eleştiri yapmamak. Bir diğeri de meraklı olmamak. Yayıncılığımızda, bir yılda yayımlanan çeviri kitap oranı dünyada başka hiçbir ülkede olmadığı kadar yüksek, en az %51. Oysa örneğin İngiltere'de, başka dillerden çeviri kitapların yıllık payı %2 civarında. Başka dillerde yazılıp çizilenleri okumaya ilgiliyiz ama bu bizim meraklı olduğumuzu göstermiyor. Meraklı olmamak, eleştiriye uzak durmayı getiriyor. Eleştiriyi okumak da yazmak da düşünce üretimi yapabilmek demek. Bu parçada yazarın yakındığı asıl durum aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bir eserin anlaşılması için defalarca okunması gerektiği hâlde okurun bunu yapmaması
B) Yazarların yeterli olgunluğa ulaşmadan eser yazmaya kalkışmaları
C) Bazı yapıtların ve yazarların haksız biçimde eleştirilmeleri
D) İnsanımızın eleştiriye karşı olumsuz yaklaşması ve eleştiriye mesafeli duruşu
E) Eleştiriye ihtiyacın olmamasına rağmen eleştiri türünde eser verilmeye devam edilmesi