Her kentin kendine özgü bir öyküsü var; dağ başında, ovada, bir su kıyısında olması fark etmez. Biri çıkar bir yerinden başlar anlatmaya, ilgi çekici ise dilden dile aktarılır. Bir çınar ya da zeytin ağacı altında anlatılan öykü bir bakarsınız ki ovaya yayılmış. Ne gariptir ki sonunda öykü, anlatanı gelip bulur. Eklemeler, süslemelerle koca bir yumağa dönüşmüştür, çınar ya da zeytin ağacı altında anlatılanlar. Yeryüzü toprağında dilden dile aktarılan söylencelerin bir tek kaynağı insanoğlu. İnsanoğlu, dedikodu yapmadan duramaz. Sıradan bir dillendirmeyi ise asla kabullenmez. Orasından, burasından çekip uzatır; kesip biçer, ekler. Çünkü ilgiyi çekemez, düş dünyasının kapısını aralayamaz ise kimse dinlemez onu. İçinde korku, büyük güç, saraylar ve sevdalar yoksa kaldırılıp atılır bir kenara. Masalcının ayrıcalığı budur. Büyücülerin ötesinde tutulması, öyküsünü evirip çevirip sevinçli bir yere bağlamasıdır. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
A) Açıklayıcı bilgiler vermeye
B) Benzetmeden yararlanmaya
C) Tartışmacı üslup kullanmaya
D) Mecazlı anlatıma başvurmaya
E) Devrik cümleler kurmaya